Ömür İLBAŞ

Yaşam ve insanlar hakkında önyargıları, varsayımları bir kenara bırakarak her şeye ve herkese gönül gözüyle bakmak için çaba harcamaya var mısınız? Gelin, bunu birlikte deneyelim. Zirvenin uzak gözüktüğü, tırmanışın meşakkatli olduğu, çok taşlı bilgelik yolunda küçük ve ağır aksak adımlarla ilerlerken, benim de öğrenecek, deneyecek ve geliştirecek çok şeyim var daha…

Herkeste ve her şeyde kusur bulmanın marifet olduğu evlerde büyüyünce, gönül gözünü açmak çok zor oluyor. Zaman içinde, hiç bir şeyin göründüğü gibi olmayabileceğini, ilk bakışın yüzeysel kalabileceğini ve yanıltıcı olabileceğini öğreniyor insan.

Ne demek gönül gözüyle bakmak? “Dünya gözüyle bakan yüzü, gönü gözüyle bakan özü görür” der Mevlana…

Yıllar önce, Fransa’ya öğrenci olarak gittiğim yaz, bağ bozumu için bir çiftlikte çalışmaya başlamıştım. Diğer çalışanların çoğu benim gibi üniversite öğrencileriydi.  Hepimize çok zor gelen bu tarım işçiliği maceramızın dördüncü gününde, bize tahsis edilen odada, güç bela hazırladığımız akşam yemeği için tam oturmuş, ellerimizdeki yaraları birbirimize gösterirken, kapı açıldı ve içeri çiftçiyle birlikte esmer bir genç kız girdi. Sofraya davet ettiğimiz yeni arkadaşımızın ağzından kerpetenle aldığımız birkaç sözcükle, kendisinin savaşın ortasındaki Beyrut’tan yeni geldiğini öğrendik. Genç kız bizimle iki hafta çalıştı, bu süre boyunca hiç birimizle konuşmadı ve aramızda koyduğumuz ortak yaşam kurallarına sessizce ayak direyerek kendi köşesinde yaşadı. Biz ne yaptık: birkaç sohbet denemesinden sonra, grup olarak bu yabani ve terbiyesiz bulduğumuz kızı tamamen dışladık ve bağ bozumunun sonuna kadar onu görmezden gelmeye karar verdik.

Aradan koskoca bir yıl geçti; bir gün fakültenin köşesinde birisinin bana seslendiğini duydum ve dönüp baktığımda, karşımda o çok sevimsiz bulduğum Lübnanlı kız vardı. Beni kahve içmeye davet ediyordu.

O gün, o öğrenci kahvesinde, bana anlattıkları kanımı dondurdu. Çiftliğe ne şartlarda ayak bastığını, savaştan, barut ve kan kokan bir Beyrut’tan nasıl kaçmak zorunda bırakıldığını, kenti ikiye bölen “Yeşil hat”tın öbür tarafında kalan nişanlısının ölüm haberini, Fransa’ya doğru ruh gibi yola çıkışını… Bunların hepsini bir çırpıda anlattıktan sonra sustu ve gülümseyerek bana baktı.

Yaşam boyu bir daha o kadar utandığımı hiç hatırlamıyorum.

O çiftlik evinde aramıza katılan genç kıza neden bu kadar kötü davranmıştık? Bizimle konuşmamasının nedenlerini anlamaya çalışmamıştık. Bizlerle gülüp eğlenmiyor, gruba uyum göstermiyor diye onu dışlama hakkını bize kim vermişti? Kıza yardım elimizi uzatmak varken nasıl bu kadar kolay sırt çevirebilmiştik, ona ve yaşadığı travmaya?

Gönül gözü diyor Mevlana… Baktığınız kişi nasıl olursa olsun, bakışınız güzel olsun, diyor…

Gönül gözünüzün hep açık olması dileğiyle,

Kendinize iyi bakın.

Ağustos 2011

Ömür İlbaş TwitterÖmür İlbaş İnstagram
Web Tasarım
Copyright © 2009 Ömür İLBAŞ. Bu Sitenin Tüm Hakları Ömür İlbaş'a aittir.