Ömür İLBAŞ

 

Öyle günler vardır, sabah kalktığınızda bir daha hiç bir zaman aynı sıkıntıları abartamayacağınızı, aynı rutine söylenemeyeceğinizi henüz bilmezsiniz. Hayatın size farklı sürprizler hazırladığından daha haberiniz yoktur. Aynada mahmur halinize bakarken gördüklerinizi hatırlamayacak kadar garip şeyler yaşayacağınızı, bir kaç saat içinde yaşamınızın tepetaklak olacağının hiç bir ipuçu ortaya çıkmamıştır. O sırada takıldığınız bir çizgiyi, bir beyaz saçı uzun süre gözünüzün görmeyeceği aklınızın ucundan bile geçmez. Çünkü günün nelere gebe olacağını bilmeniz henüz mümkün değildir.

Bu garip sözleri sohbet ettiğim genç bir kadın sarf etti. 99 depreminden sadece tarih vererek, deprem sözcüğünü ağzına hiç almadan, ailesinin neler yaşadığını daha detaylı açıklamadan sadece bunları söyledi. Satır aralarındaki dramın adını koymaksa bana kalmıştı. Gözlerinde taşıdığı hüzünle, kendisini hala ürküten anıların karşısında dik durmaya çalışan narin bedeniyle hafızama kazındığının kesinlikle farkında olmadan gitti.

Bu konuşmadan çok kısa bir süre sonra ben de herhangi bir gün olduğunu düşündüğüm bir sabaha uyandığımda, birkaç saat sonra gelecek bir telefonla aniden kaygılarımın şekil değiştireceğini, soru işaretlerinin her yeri kaplayacağını henüz bilmiyordum. O sabah yarım kalan kahvaltımı hiç unutmayacağımdan, günler boyu yemek yemeyi unutacak kadar boğazımın düğümleneceğinden de henüz haberim yoktu.

O sabahın ertesinde, dalgın bir şekilde uzun bir iş günü için hazırlanmak zorunda buldum kendimi. Son anda topuklu ayakkabı giymeye karar verip dışarı çıktığımda gün boyunca zorlanacağımı bile bile neden böyle bir şey yaptığımın açıklaması yoktu. Ayakları yere sağlam basmayınca kendisini kötü hisseden birisi için topuğu incelerek yükselen her ayakkabı topuklu kategorisine girer ve işte o birisi ben oluyorum. O gün kendime yaptığım işkencenin ilerleyen saatlerde başıma ne gibi işler açacağını bile bile bunu nasıl becerdiğimi anlamakta zorlanmam da bundandı.

Akşama kadar yollarda önüme bakarak yürümekten yorgun düşmüş vaziyette eve dönüş zamanı geldiğinde, topuk katili Arnavut kaldırımlarında sekerek ilerlerken birden anladım.

Çözümün bende olmadığı bir durumla karşı karşıya kalmanın sıkıntısını evirip çevirip gitgide daralırken bilinçaltım bana yardımcı olmuş ve kafamı takacak başka bir şey bulmamı sağlamaya çalışmıştı. Bütün gün ayaklarımın üzerinde sağlam durmaya, alışık olmadığım ayakkabılarla ayağımı burkmadan hareket etmeye çalışırken gerçekten de başka bir şey düşünmeye çok fırsat kalmamıştı.

Sonunda eve vardığımda, farkında olmadan kafamı boşaltmama yardımcı olan topuklu ayakkabılarıma sevgiyle baktım. Onlara bir teşekkür boçluydum, ben onlarla boğuşurken yaşam akışını sürdürmüş ve bir şeyler biraz olsun yoluna girmişti bile. Bana da çok iyi bildiğim bir sözü yeniden hatırlamak düşmüştü: Zamana zaman vermek bazen çözümlerin kendiliğinden gelmesini sağlar…

chaussure-talon-insolite2

 

Ömür İlbaş TwitterÖmür İlbaş İnstagram
Web Tasarım
Copyright © 2009 Ömür İLBAŞ. Bu Sitenin Tüm Hakları Ömür İlbaş'a aittir.