Ömür İLBAŞ

Bir kaç yıl önce okuduğum bir biyografinin sinemaya uyarlanmış halini seyredince çocukluğumuzun bizde bıraktığı izlerin bazılarımız için ne kadar acımasız olabileceğini bir kez daha düşündüm.

Fransa’nın derinlerinde bir yerlerde 2. Dünya Savaşı’nın ortasında, doktor babası Almanlar tarafından zorla göreve çağırılmış bir çocuk doğar. Baba savaşın izlerini taşıyarak eve geri geldiğinde bu çocuğa bir türlü ısınamaz. Çok uzun yıllar çocuğu sürekli küçümser, okuldaki başarısızlıklarına öfkelenir ama ceza üstüne ceza vermekten ve neredeyse silah zoruyla ders çalıştırmaktan başka bir şey yapmaz. Çocuk da yıllar yılı evlerinin karşısındaki istasyona sığınarak perondan kalkan trenlere bakarak evden gidebileceği günün hayalini kurar durur.

Sonunda evden kurtulduğundaysa yıllardır tek tutkusu olan spor hayatını değiştirir. Ufak tefek bir dolu işte çalıştıktan sonra, Paris’te Devlet televizyonunun spor servisinde kendisini işe aldırmayı başarmakla kalmaz, çok kısa sürede bu konudaki bilgileriyle öne çıkar ve bir güngelemeyen bir sunucu yerine kendisini ekranda bulur.

Sözünü ettiğim kişi 2014’te ekranda 50. yılını kutlayacak olan, Fransa’nın belki de en ünlü sunucusu olmaya devam eden, eğlence programları deyince akla ilk gelen isim, Michel Drucker.

Bu çok meşhur ve başarılı adamın babası oğlunu televizyonda ilk gördüğünde ne yapmış biliyor musunuz? Televizyon müdürünü arayıp oğlunun ne kadar işe yaramaz birisi olduğunu, ekrana çıkmayı hak etmediğini anlatmış. Tıpkı küçükken de, ders çalışmadığı için annesi ve kardeşleriyle tatile gitmeyi hak etmediğini düşündüğü gibi…

Kitabı okurken, doğal olarak, babadan hoşlanmamıştım. Filmi seyredince, işler iyice sarpa sardı ve küçük bir çocuğa yaptığı işkenceleri gördükçe çok kızdım.

Tıp fakültesini bitirmiş ve çalıştığı bölgede çok sevilen bir doktor olmuş, Alman işgali sırasında tutuklanan Yahudilere yardımı hiç esirgememiş bir adam nasıl olur da kendi çocuğuna bu kadar acımasız davranabilir?

Bunu kabul etmek mümkün olmasa da anlamaya çalışmak şart: bu sert baba çok zor şartlarda Romanya’dan Fransa’ya göç etmiş, Fransız vatandaşlığını elde etmiş ve yerleştiği ülkede ikinci sınıf vatandaş olmamanın tek yolunun çok çalışmaktan, herkesten daha iyi olmaktan geçtiğine karar vermiş. Diğer iki oğlu kendi mükemmeliyet kavramına uygun davrandığı için gururlanan baba sıra Michel’e gelince her başarısızlığında daha çok çıldırarak böyle bir çocuğu hak etmediğini düşünüp durmuş.

Michel Drucker kitabında babasından uzun yıllar nefret ettikten çok sonra ancak babasını tanıyanların, onun Alman işgali sırasında yaptığı olağanüstü işleri ve özverili çalışmalarını anlattığında onunla biraz olsun barışabilmiş.

Geçmişte yüreğimize atılan çizikleri yaşam boyu ayak bağı yapmadan ilerlemenin yolunu bulmak için Michel Drucker gibi çok acı çekmiş insanların başarı öykülerini okumak, seyretmek, dinlemek iyi geliyor çünkü hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir…

Ömür İlbaş TwitterÖmür İlbaş İnstagram
Web Tasarım
Copyright © 2009 Ömür İLBAŞ. Bu Sitenin Tüm Hakları Ömür İlbaş'a aittir.