Ömür İLBAŞ

Yıllarca ırkçılığın her türüyle tanışmak zorunda kalmış biri olarak, bugün yirmili yaşlardaki gençlerin çoğunun dünyanın dört bir yanında yaşayan yaşıtlarıyla hiçbir ayrım yapmadan dostluk kurmalarını hayranlıkla izliyorum.

Bu güzel bahar ayında geçmişe yolculuk yapmak gibi bir niyetim hiç yokken, etrafımdaki üniversiteli gençlere bakarak, 21. Yüzyıl’da 20 yaşında olmayı sevebileceğimi düşündüm birden. Özendiğim şey gençliklerinden çok hayat felsefeleri aslında. Çoğunun yaşama bakışı, önyargılardan arınmış düşünce yapısı, her şeye rağmen daha iyi bir dünyanın varlığına inanmamı sağlıyor.

Yakın zamanda, bir dost evinde tanık olduğum konuşma zamanda garip bir yolculuk yapmama neden oldu. Evin 21 yaşındaki oğlu kız arkadaşına hayretle bakarak şöyle dedi: “Amerika’dan gelecek arkadaşlarımdan birinin zenci, diğerinin yarı Çinli olduğunu söylemedim diye kızıyorsun, öyle mi? Bunu söylemem neyi değiştirecekti ki? Arkadaşlarımın ten rengi ya da çekik gözlü olmaları en önemli özellikleri değil benim için. Senin için de olmamalı!” Bu tartışma beni yıllar öncesine, Türk olmanın günlük hayatı kolaylaştırmadığı Paris’e götürdü. Parislilerin aşık oldukları şehri korumak için buldukları yolların başında, yabancılara merkezde ev kiralamamak geliyordu. Benim gibi kent merkezinde oturmakta inat edenleriyse hiç sevmiyorlardı. Bu yüzden, emlakçılarla yaptığım görüşmeler her seferinde kötü komedi filmlerine taş çıkartacak kadar saçma sahnelere neden oluyordu. Özenle giyinip gittiğim kiralık evlerde beni bekleyen emlakçı beni önce Fransız zannedip adımı öğrenene kadar prenses muamelesi yapıyordu. Doldurmam gereken bilgi formunu eline alan emlakçının adımı keşfetmesiyle birlikte olanlar oluyor, önce kaşı kalkıyor, sonra da sıkıntılı bir ses tonuyla nereli olduğumu sormak zorunda kalan kişi ters bir bakışla milliyetimi tasvip etmediğimi hissettiriyor ve anında dudaklarından bilindik cümleler dökülüyordu: “Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Bizi sizi arayalım… Aslında ev için birisine söz vermiştik, o tutmazsa size haber veririz…”

Başında bu muammaya bir anlam vermekte epey zorlanmıştım. Tam olarak ne olup bittiğini anlamamı sağlayan kişiyse diğerlerinden daha açık sözlü bir emlakçı olmuştu. Biraz sohbet ettikten sonra Türk olduğumu öğrenince tıpkı diğer meslektaşları gibi şaşıran genç kadın, klasik cümleleri kurmak yerine gözlerimin içine bakarak: “Bu bölgedeki hiç bir ev sahibine Türk bir kiracı bulduğumu söyleyemem. Üzgünüm çünkü sizi çok sempatik buldum. Ne yapsak, ne yapsak acaba?” Tam boynumu bir kez daha bükerek çekip gidecekken, genç kadın mucizevi bir çözüm bulduğunu düşünerek arkamdan seslenmişti: “Şöyle yapsak: size bir Fransız isim bulsak?”

O an nefesimin kesildiğini hissetmiştim. Olduğum yerde gerisin geri dönmüş ve dişlerimi sıkarak verdiğim yanıtın kadının suratına inen bir tokat olmasını dileyerek tıslamıştım:” Gerçekten ev kiralamak için ismimi değiştireceğimi mi düşünüyorsunuz? Sizce Fransız olmak için bugünü beklemiş olabilir miyim? Aman Fransız olayım da bana istediğim mahallede ev versinler diye düşünmüş olabileceğimi mi sanıyorsunuz? Bu koşullarda ev falan istemiyorum.” Bu acıtıcı sözlere karşılık olarak, genç kadın sararmış yüzündeki sıkıntılı ifadeyi dağıtmaya çalışır gibi alnını ovuşturarak bana ne yapıp edip ev bulacağını söylemişti.

Gerçekten de bana birden fazla ev bulan, burunlarından kıl aldırmayan Fransız ev sahiplerini benim iyi bir kiracı olacağıma ikna etmek için olağanüstü çaba harcayan emlakçıyla sonraki yıllarda dost olmayı başardık. Ama ne o, ne ben ilk karşılaşmamızı hiç unutmadık.

Yıllarca ırkçılığın her türüyle tanışmak zorunda kalmış biri olarak, bugün yirmili yaşlardaki gençlerin çoğunun dünyanın dört bir yanında yaşayan yaşıtlarıyla hiçbir ayrım yapmadan dostluk kurmalarını hayranlıkla izliyorum. Google’dan sonra, Facebook, Twitter gibi sosyal medya sitelerinin mucizelere neden olması bu yüzyılın çehresini değiştirdi. Mesafeleri yok ederek insanları birleştiren, özgürce iletişim kurmalarını, istedikleri bilgiye saniyelerle ulaşmalarını sağlayan, dünyanın her köşesinden anında haber almalarına ön ayak olan, duvarları yıkan bu sitelerle büyüyenlerin inanılmaz olduklarını gözlemlemek gelecek için umut veriyor.

Gençlerin okumadığından, büyükleriyle aynı kültüre sahip olmadıklarından şikayet edenlerin bakış açılarını gözden geçirmelerini öneriyorum. Kültür sözcüğüne verdiğimiz anlam değişmiş olabilir mi? Bizim öğrendiğimiz, ezberlemek zorunda kaldığımız her şey gerçekten yaşamda işimize yaradı mı? Geçenlerde okuduğum bir yazıda bu düşüncelerimi doğrularcasına, kültür sözcüğünün İngilizcesini alıp baş harflerinden muhteşem kelimeler yarattıklarını gördüm.

CULTURE = Collaborate | Understand | Love | Trust | Unite | Respect | Empower.

Türkçesine bakacak olursak ortaya çıkan liste güzel bir dünyayı işaret ediyor:

İşbirliği yap. Anlamaya çalış. Sevgi göster. Güven. Birleştirici ol. Saygı göster. Sorumluluk ver.

Esen kalın.

Sigorta Dünyası Mayıs 2013

Ömür İlbaş TwitterÖmür İlbaş İnstagram
Web Tasarım
Copyright © 2009 Ömür İLBAŞ. Bu Sitenin Tüm Hakları Ömür İlbaş'a aittir.