Ömür İLBAŞ

25 Temmuz 2008’de 48 yaşında hayata veda eden Amerikalı profesör Randy Pausch ölmeden önce Carnegie Mellon Üniversitesi’nde verdiği son derste, tecrübeden şöyle söz eder: “Tecrübe istediğinizi elde edemediğinizde kazandıklarınızdır.”

Sözlükte tecrübe konusunda ne yazıyor diye baktığımda, karşıma sadece bu sözcüğün Arapça Tecribe kelimesinden dilimize yerleştiği ve deneyim  anlamına geldiğini yazan satırlar çıktı. Ben de düşündüm, ilkokul çağında bir çocuğa tecrübeyi anlatmam gerekse ne derdim diye ve inanın, bilemedim.

Deneyimin sadece çok çalışarak ya da dolu dolu yaşayarak kazanıldığından artık eskisi kadar emin değilim. Etrafımda bir dolu “tecrübeli” olması ve ona göre davranması gerektiğini düşünebileceğimiz insan “toyluk” diye tarif edebileceğimiz şeyler yaparak kafamı karıştırdıkça ben de deneyimin tarifini yapamaz hale geliyorum. Aslında galiba tecrübeli olmak çok yaşamış olmaktan çok öte bir şey.

Belgesel tadında bir film şu sıralar Türkiye’de gösterimde ve günlerdir boş salonlarda dönüp duruyor. Kimse “Tracks” adlı bu filme gitmeyi tercih etmiyor çünkü 1977’de Avustralya çöllerini tek başına, develerle geçmeye karar veren genç bir kadının öyküsünü bu sıcakta çekici bulan çok az insan var anlaşılan. Oysa Avustralya’nın, tam anlamıyla, kuş uçmaz kervan geçmez denilen türden ıssız çöllerindeki yapayalnız yolculuğunun Robyn Davidson adlı genç kadına kazandırdıklarını seyrettikçe, sessiz kararlılığına hayranlık duymadan edemiyorsunuz. Üstelik bu öylesine atılınmış bir macera olmaktan çok uzak. Yola çıkmadan önce, iki yıldan uzun bir süre, inanılmaz bir kararlılıkla ve büyük zorluklara göğüs gererek deve çiftliklerinde çalışan bir kız düşünün. Amacı bir yandan develere bakmayı ve onlarla çölü nasıl geçeceğini öğrenmek, aynı zamanda da çiftlikteki işine karşılık kendisine deve verilmesini sağlamak. İstediğini hemen elde edemese de pes etmiyor.

İki yıl bu, dile kolay… Lanet denebilecek türden çiftçilerle çalışmak zorunda kalıyor, o sırada da her türlü hayal kırıklığını deneyimleme fırsatını fazlasıyla buluyor.

Filmi soluk almadan seyrettikten sonra düşündüm. Acaba tecrübe dediğimiz şeyde hep hayal kırıklığı olmak zorunda mı? Pes etmemek, başınıza gelebilecek tüm olasılıkları deneyimledikten sonra bile yola devam edecek gücü bulmak da tecrübenin bir parçası mı? Yani günlük güneşlik bir hayat insana yeterince tecrübe kazandırmaz mı? İnsanın herhangi bir konuda tecrübeli olduğuna karar verebilmesi için illa kötü şeyler yaşaması şart mı?

Filme ilham kaynağı olan gerçek Robyn Davidson ile tanışmayı, ona o gülyabani yıllarından geriye ne kaldığını, çöldeki o müthiş ve bir o kadar da ürkütücü ve  yıpratıcı yolculuğundan döndükten sonra günlük hayata nasıl adapte olduğunu ve buna benzer daha yüzlerce soru sormak isterdim.

Asıl önemlisi, filmden çıktığımda, uzun yıllar şehirde, kırda, ormanda kilometreler boyu yürüyebilme becerisine sahip olan birisi olarak birden alıp başımı gitmek istedim. Kentli olmaktan yorgun düştüğüm şu günlerde Robyn’ninkine benzer, yalnızlığımla başbaşa kalmaktan büyük keyif alacağım uzun, upuzun bir yolculuk hayal ettim.

Ve birden Jean-Jacques Rousseau’nun sözleri çınladı beynimin içinde: “İnsanın özgürlüğü, istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiç bir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.”

Esen kalın.

article-2567251-1BCE42E500000578-721_634x422

 

Ömür İlbaş TwitterÖmür İlbaş İnstagram
Web Tasarım
Copyright © 2009 Ömür İLBAŞ. Bu Sitenin Tüm Hakları Ömür İlbaş'a aittir.